Gökhan Çakan

Gökhan Çakan

gokhancakan@haberterapi.com

Türkiye siyasetinde bilim ve sanat

Sanat, bir ülkenin can kafesidir; bilim, yaşam mücadelesidir: Siyaset, bu ikisini yürüteceği yaşamın, yürütüyorsa; ilerleyeceği ve büyüyeceği Hayat’ın ta kendisidir.

Anormal şartlar, genç bir ülke için “Manevra Meydanı” ya da “Hata Kulvarı”dır.

Ne kadar özlü işler yapacağı; sanattan aldığı kaygıyla ve kaygıyı nasıl kullandığıyla ölçülebilir. Manevra yapıp ilerlemeye ve büyümeye devam ediyorsa olumlu, hata yapıp kısa süreli duraklamaya başlıyorsa da bilimin stratejisiyle tecrübe edinerek ve hafsalasına alarak olumlamalı. Doğru zamanda, doğru mekânda, doğru çerçeve içine yerleştirmeyi sağlayacak olan da siyasetin öngörüsüdür.

Bu minvalde, ilk ele alınacak ve hedefleri dosdoğru çizecek aksiyon; bakış açılarımızda yatıyor. Estetiğe, güzelliğe ve fiillere (yapılanlara) nasıl baktığımızda…

Bu sebeple, sanat gözlüğüyle bakabilen bireyler/toplumlar bilimi de çok rahat kavrayabiliyor. İki unsuru da hazmedici gözlemleyenler; siyasetin ne yönde ilerleyeceğini, hangi noktada tökezleyeceğini rahatlıkla ifade edebiliyor.

Son dönem kişisel ve toplumsal bazda ilerleme profiline baktığımızda, ilk gözümüze çarpan; büyük çoğunluğumuzun politik olduğunu bildiği ‘Nobel Ödülleri’ dir. Geçmişte, edebiyatımız da bilimimiz de emekliyordu. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı’ya yüksünen bir Batı Dünyası gördük politik camiada. Emekleme döneminde, Avrupa’ya yüksünmeye çalışan İmrenti Jöntürkler’i barındırdık. Sanatımız, Avrupaî’leşmeye ve teorik yazınları ortaya çıkarmaya başladı. Avrupaîleşen sanatkârlarımız çeviri eserlerde başarı elde ettiler zamanla. Çeviriler başarılı ivmeler kazanınca, malum sanatsal akımlarda öncü olanlara yakınlaştı sanat eserlerimiz. İmrenti Sanatçı’lar yerini mantıklı eserler veren, ayakları yere daha sağlam basan, temelleri daha iyi oturmuş “İç Dünya Hazinelerimiz”e bırakmaya başladı.

Bilimsel anlamda da rahat durnadık, yüzlerce “Beyin Göçü” ile batıyı selamlayıp durduk. Hem gidenlere sahip çıkmadık, hem de ‘ordinaryus’larımızı katlettik, profesörlerimizi ideolojikleştirdik. Kapsamlı ve donanımlı insanlarımız olmasın diye ‘Başöğretmen’lik ve ‘ordinaryus’luk yolunu taşlarla tıkadık. Gidenlerimiz gitti, kalanlarımız da koltuklarına çöküp, ‘tez’lerini kopyala yapıştır yaptılar.

Siyasetimiz mi? Bir yığın yanlışı orada çekinmeden yaptık zaten: Yanlış kararlar aldık, yanlış yerlere imza attık. Birçok zamanlamalarımızı, korku psikolojisi ile altında ezileceğimiz koltuklarda sinerek kısık seslerle haykırdık. Yetmedi, kazandıklarımızı parçaladık, yanlış hedeflere iiileriii! dedik. “Sağolsun” borçlarımız da cabası…

Ne güzeldir ki, son 20 yıldır idealist öğretmenlerimizin de yıllara sığmayacak fedakârlıklarıyla; bilinçli ruhlar, uyanık kaldılar –İlerlediler ilerlediler, gözlerini daldan budaktan ayırmadılar” ilk önce sanatı diri tutmanın bir şeyleri değiştirebileceğini ümit ettiler. Çünkü onlara göre: Sanatçı ya da Sanatkâr, aydındır, aydınlıktır aydınlatır ve bilime de, siyasete de ışık olur.

Türkiye vatandaşlarının çoğu her ne kadar “Ermeni Diyaspora’sını onayladığı için verildi”ğini kabul etse de; İlk Nobel Edebiyat Ödülü’müzü “Nobel Edebiyat Ödülleri, politik olarak veriliyor” denilse de; sanattan aldık. –Orhan Pamuk’u kıskanmıyorum ve tebrik ediyorum– (İşin ideolojik boyutu, kendisine aittir, sanatsal açıdan ödüle bakılmalıdır. Elif Şafak ve İhsan Oktay Anar’dan da böyle ödüllük bir performans görülebilir, şahsen görüyorum)

İkinci olarak, her ne kadar dışa verdiğimiz bilimsel göçlerden biri olsa da Prof. Dr. Aziz Sancar’la bilim alanında aldık.

Sanat ve bilim alanındaki sıramızı savdığımıza göre; ülke çapında siyaset alanında Nobellik (az kalır), Oscarlık (o da az kalır), Olimpiyatlık başarıları en az Yavuz Selim’in kudreti mesabesinde bekliyoruz. -En az- diyorum, Sultan Selim hadisesi tecrübe edilmiş; onu daha ileri noktaya taşımak vaciptir.

Çeşitli ihtimallerle bu şekilde yola çıkarak belirtilmeli ki: Siyaset, dedikodu ile işleri yürütmekten çıkmalı. Levvame (laf taşıyıcı) bireylerin menfaat güden sözleri ile değil; sanatkârın, sanatın menfaatine olan idealistliğiyle ve bilim insanının stratejisiyle yapılan çobanlık haline gelmeli. Bir yandan kurtla tilki nasıl bir iş akti yapmış onu (strateji ile) anlamalı, gütmenin nasıl olacağıyla ilgili en mahir sanatkârdan dersini alarak ince ve sık dokuma bir eser ortaya koymalı

 

Son Yazıları Tüm Yazıları

Çok Okunanlar

EDİTÖR SEÇİMİ

Namaz Vakitleri



Hava Durumu

Haber Scripti: Medya İnternet | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom