Öyle uzaktan uzaktan, hiç dokunmadan!

Lisans tamamlamaya eleştirisel bir yaklaşım, yorumsuz..

Öyle uzaktan uzaktan, hiç dokunmadan!
Güncel
Lisans tamamlamaya eleştirisel bir yaklaşım, yorumsuz..

Haber Editörü:

Bizim bölümümüz, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR), bir sağlık bölümü. Bizler “Fizyoterapistiz”. Bir kısmınız bizi tanıyor ve tanıdığınız için de çok seviyorsunuz. Tanımayanlar için bizi size tanıtayım. Biz özürlü insanları tekrar topluma kazandırıyor, sağlıklı bireylerin ise sağlıklarını korumaları ve daha zinde bir yaşam sürdürmeleri için profesyonel destek veriyoruz. Basit gibi görünüp hayatı çekilmez hale getiren ağrıları gideriyor, yaşam kalitesini artırıyoruz. Nefes darlığı çeken, astımın, KOAH’ın pençesinde kıvranan “hastalara rahat bir nefes” oluyoruz. Sporcuları fiziken müsabakalara hazırlıyor, sakatlandıklarında tedavi ediyoruz. Uzuvlarını kaybeden insanlarımıza uygun protez seçiyor, proteziyle yaşamayı öğretiyoruz. Doğuştan getirdikleri özürleri nedeniyle hayata bir adım geriden başlayan çocuklarımıza şifa oluyoruz. Hastalığı nedeniyle eski işinde çalışamayan insanlarımıza uygun yeni işler belirliyor, yeni çalışma ortamlarına adaptasyonlarını sağlıyoruz. Kısacası insanlar bize “hayatlarını” emanet ediyor.  Artık birkaç cümleyle de olsa bizi tanıyorsunuz. Şimdi sıkı durun! Ülkemizin aşırı başarılı(!) kurullarından Yükseköğretim Kurulu (YÖK) hiçbir otoriteden bilgi ve fikir almadan tamamen damdan inme, tepeden düşme bir kararla Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne 2 yıllık sağlık bölümlerinden hem de sınavsız(!) geçiş hakkı verdi! Kontenjanlarsa havada uçuyor! 20’ler 30’lar 40’lar… Tarlada üzüm yetiştiriliyor sanki! Bir de bunlar yetmezmiş gibi asıl bomba; 2 üniversitede Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nün UZAKTAN EĞİTİM PROGRAMI açıldı! Uzaktan! Fizyoterapist! Yetiştirmek!

Dünyada yüzyıllardır mevcut olan mesleğimiz ülkemize 60 yıl kadar önce geldi. Girdiği günden bu yana da mesleğin mensubu fizyoterapistler her sabah mesleklerine yapılan yeni bir saldırı ile uyandılar. Bir mesleğin bu kadar kıskanılan, bu kadar başına çorap örülen ve uzaktan yakından hiçbir alakası olmadığı halde çeşitli meslek gruplarınca bu kadar çok burun sokulan bir meslek olması hayret verici! 60 yıldır ülkeye girmesine rağmen meslek yasası henüz 4 yıl önce çıkan, yönetmeliğinin çıkması için ise tahminimizce bir 60 yıl daha beklenecek olması, (görevini layıkıyla yapıp kendi iş alanı dışına çıkmayanları tenzih ederek) beden eğitimcisi, hemşiresi, teknikeri, masörü hatta kırıkçısı, çıkıkçısı, sınıkçısı dahil akla gelen gelmeyen her meslek grubunun burnunu sokması, üniversitelerdeki FTR kontenjanlarının birkaç yıl içinde 20 kat artırılıp öğrenci ve yetişmiş eleman kalitesinin düşürülmesi, çalışma koşullarının artık neredeyse hastalara faydalı olunamayacak derecede ağırlaştırılması, mezun sayısını her geçen yıl katlayarak artırma politikasına karşın devlet hastanelerinde komik sayıda kadroların açılması, bu durum yüzünden de özel kurum patronlarının özellikle yeni mezunları çok düşük maaşlarla çalıştırması, keyfi olarak, daha ucuza çalıştıracağı birini bulunca fizyoterapisti işten çıkarmaları, hemen hemen bütün tıp alanlarıyla koordine çalışarak daha verimli olabilecekken sadece fiziatristlerin hasta yönlendirebilmesi gibi sayısız sorunlarla, bir avuç yalnızlaştırılmış fizyoterapist olarak baş etmeye çalışmak artık hiçbirimizde sabır bırakmamış, adeta çileden çıkarmıştır. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın ne yazık ki sadece Doktor Bakanlığı olması nedeniyle fizyoterapistler bu gibi sorunlarda hep yalnız kalmıştır. Ülkemizdeki malum memur sendikalarının danışıklı dövüşleri de ortadayken sadece bütün bu meslek düşmanlarına karşı geriye sadece derneğimizin çırpınışları kalmıştır. Bir derneğin de elindeki kısıtlı imkanlarla bu tür entrikalarla baş etmesi maalesef imkansızdır. Bunu bilen meslek düşmanları ise her fırsatta fizyoterapistlere darbe üstüne darbe vurmaktan adeta zevk almaktadırlar. Böyleleri için tek duamız bir gün inşallah elimize düşmeleridir! İşte biz o gün onları “uzaktan eğitimle” sözde fizyoterapist olmuş liyakatsız kişilerin eline bırakacak ve fizyoterapinin ve fizyoterapistin kıymetini çok iyi anlatacağız!

Meslek düşmanlarına sormak lazım. Fizyoterapi yok olsa, elinize ne geçecek? Bu meslek yok olduğunda ne olacak ki bu kadar canla başla saldırıyorsunuz? İşi bilmeyen, uzaktan eğitimle hiçbir şey öğrenememiş yetersiz kişilerin sözde tedavisiyle özürlü bireyler tekrar hayata adapte olamayacak, bunu mu istiyorsunuz? Özürlü doğan bebekler hiç yürümeyi, koşmayı, arkadaşlarıyla oynamayı tadamayacak, bunu mu istiyorsunuz? Masabaşı işlerde çalışmak zorunda olan insanlarımız ömür boyu bel, boyun, omuz ağrısı çekecek, iyileşemeyecek, işinde verimli olamayacak, bunu mu istiyorsunuz? Sporcularımız müsabakalara verimli şekilde hazırlanamayacak, sakatlıklarında spora geri dönmeleri çok uzun zamanlar alacak belki de imkansız olacak, bunu mu istiyorsunuz? Sahi siz veya bir yakınınız, bir gün fizyoterapiye ihtiyaç duyarsanız, (öyle ya hayat bu, kimin ne olacağı belli mi) uzaktan eğitimle sözde fizyoterapist olmuş yetersiz kişilere mi kendinizi veya yakınınızı emanet edeceksiniz? Cevabınız evetse buyurun, uzaktan eğitin sözde fizyoterapistlerinizi!

Bugün sağlık bölümleri üniversite giriş sınavlarında halen puanı en yüksek bölümlerden ise bunun bir sebebi vardır. Çünkü insan hayatı ucuz değildir. Bir makineyi tamir ederken hata yapma toleransınız vardır, ama bir insanı tedavi ederken asla! Bu da bu mesleği icra edecek kişide belli bir yetenek seviyesini mecburi kılar. Son yıllarda YÖK'ün kontenjan ve okul sayısını çok artırmasından dolayı gerileyen puanlar nedeniyle halihazırda zaten düşmüş olan öğrenci kalitesi, bir de tekniker seviyesindeki kişilerin bölüme girmesiyle ülkemizdeki fizyoterapi ve fizyoterapist kalitesini tamamen düşürecek, insan hayatını ucuzlatacaktır!

Dopdolu geçen 4 yıla bile yetersiz dediğimiz fizyoterapistlik eğitimi, teknikerlere verilen lisans tamamlama (gasp edilmiş) hakkı yüzünden 2 yılda bitirilecek. Akıl alır şey değil. Bu şekilde bu ülkede donanımlı bir fizyoterapistin yetişmesi imkansızdır.
Bugün bir zamanlar ülkemizde prestiji yüksek bir fakülte olan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, okul sayısı ve kontenjanların aşırı artırılmasıyla eski itibar ve eğitim kalitesini kaybetmiştir. Eskiden ülkemize başarılı yöneticiler, kaymakamlar, ekonomistler yetiştiren İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri, şuursuzca artırılan kontenjan ve okul sayıları nedeniyle bugün maalesef sadece “üniversiteli işsiz” yetiştirmektedir. Dün İktisadi ve İdari Bilimler’e yapılan suikast, bugün Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon’a yapılmaktadır. Eğitim sürecinin neredeyse tamamı pratik derslerden oluşan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’ne uzaktan eğitim programı açmak iş bilmezliğin yanında hem mesleğe hem de insan sağlığına yapılan bir katliam girişimidir.

Bu kadar çok kontenjan ve okul açılıp yıllık mezun sayısı 4-5 binlere kadar çıkarılmasına rağmen kamuda bu yıl fizyoterapistlere açılan kadro sayısı sadece 120 olmuştur. Madem iş vermeyecekse devlet, neden mezun sayısını bu kadar artırıyor? Bir de bunlar yetmezmiş gibi başımıza bir de lisans tamamlama ve uzaktan eğitim belası neden açılıyor? Devletin kadro açmaması mezunlarımızı özel sektörün kucağına atmaktadır. Mezun sayısının artmasından istifade eden (işini layıkıyla yapan nadir kurumları tenzih ederek) özel kurumlar fizyoterapistlik gibi saygın ve önemli bir mesleği resmen ayağa düşürmek için canla başla çalışmaktadırlar. Bunun sebebi YÖK'ün kontenjan ve okul sayısını amaçsızca ve fahiş oranda artırmasıdır.

Gelişmiş ülkelerde fizyoterapi, sağlıklı insanlara dahi hizmet veren, sağlıklı yaşamın sürdürülmesi, çalışırken ve günlük hayatta vücudun korunması, fit bir vücuda sahip olmak gibi hizmetleri veren bir Tıp dalı iken, ülkemizde henüz hasta-özürlü bireylere dahi hizmet vermek konusunda çok geri kalmıştır. Devlet hastanelerinde 1 fizyoterapist günde 20 hasta dahi almaktadır. Ancak normal şartlarda bu hizmetin verimli olabilmesi için bir hastaya ayrılacak zaman yaklaşık 1 saattir ve bu da günde maksimum 8 hasta eder. Yani seviyenin bu denli yükseklere çıkması zaruri iken YÖK'ün ve Sağlık Bakanlığı'nın fizyoterapiyi yerin dibine sokma çabası hayret vericidir.

Düşünülmeden, danışılmadan tepeden inme alınan bu karar öğrenciler arasında da ciddi huzursuzluk yaratacak. Bir tarafta binbir güçlükle 2 milyon YGS-LYS öğrencisinin arasından ilk 10.000lere 20.000lere girip gelenler, diğer tarafta KIYAK geçişle gelenler. Bu ortamda harp çıkmaması mümkün mü? Bütün öğrencilerine hiçbir nitelik gözetmeksizin eşit davranmaya çalışan bir akademisyen olarak ben, bu kıyak geçişle gelen ve bu şekilde fizyoterapist olmayı kesinlikle hak etmeyen öğrencilere iyi niyetle yaklaşacağımı hiç sanmıyorum. Benim gibi son birkaç yılda mesleğine yapılan saldırıları gören genç fizyoterapistlerin yanında bizden çok daha fazla fizyoterapistlik geçmişi olan, bu mesleğin doğum sancılarını görmüş duayen hocalarımızın da tepkisiz kalamayacağından eminim. YÖK acaba bu skandal kararı alırken bu durumu bir kez olsun düşünmüş müdür? Hem Allah aşkına, ülkede daha hükümet bile yokken bu devletin tek derdi fizyoterapi midir? Fizyoterapistler hainlik mi etmiştir? Vatanı mı satmıştır? Görevini kötüye mi kullanmıştır? Nedir fizyoterapistlerin suçu, insanları hayata tutundurmak mı? 

Derneğimiz daha 2 ay kadar önce YÖK'le görüşmüş, bu durumların hepsini bildirmiş, ve FTR'ye lisans tamamlama verilmemesi konusunda YÖK'ten söz almıştır. Bugün ise lisans tamamlama listelerinde bölümümüzü görmek, üstelik hiçbir şekilde bizlere sorulmadan danışılmadan keyfi olarak böyle bir saldırının yapılması, zaten senelerdir mesleğin itibarı için binbir türlü dertle uğraşan bizleri ciddi anlamda çileden çıkarmış uykularımızı kaçırmıştır. Fizyoterapistlerin isyan bayrağını çekip ciddi eylemler yapması çok yakındır.

Bugün sizlerin elinde, aldığınız bu skandal kararla lisede yıllarca hayalini kurduğu, ideali olan bu bölümü binbir güçlükle kazanıp okuyan, derdi sadece insanlara yardım eli uzatmak olan binlerce fizyoterapist ve fizyoterapist adayının gözyaşları ve ahları varken, bizim elimizde hasta ve hasta yakınlarımızın sevinç gözyaşları ve hayır duaları vardır. Bu kafayla bu mesleğin bu ülkede hak ettiği değeri bulması çok zor olsa da bizi bilen bilir. Benim, Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN) Denizli Temsilcisi, Araştırma Görevlisi, Fizyoterapist Yetiştiricisi ve her şeyden önce bir Fizyoterapist olarak, size söylemek istediğim son söz; “Biz GERÇEK FİZYOTERAPİSTLER olarak düşene el uzatıp kaldırmaya devam edeceğiz. Siz düştüğünüzde de kıyak geçtiğiniz çakma fizyoterapistler size ‘uzaktan’ yardım eli uzatsın.” 
                                
 Saygılarımla…

Arş. Gör. Fzt. Fatih TEKİN

Son Güncelleme: 04 Eylül 2015 11:10
  • Etiketler

HABERİ PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

BUNLARA DA BAKIN